Culture
October 1, 2002
Year 13 No. 308

The Turkish Times
Menu

Silicon Dance Project grubu;
hayatin yogunlasmis gerilimini, hayattan daha yogun sergiledi…

Bircan Unver, 30 Eylul 2002, Pazartesi, Turkish Times icin Ozel (New York) ATAA’nin organizasyonuyla Modern Dans Toplulugu ve Chimaera Physical Theater’in  ortak koordinasyon ve kombinasyonuyla, New York ve Washington D.C.’de performanslar veren "Silicon Dance Project" grubu, izleyenleri sasirtan ve sarsan basarili bir performans verdi. Gunluk hayatin, hatta tum yasamin gerek ikili iliskilerde, gerek esit kosullarda dunyaya gelmeyenlerde, gerek cemberin disina dusmuslerde, gerekse farkli gruplar arasi isbirligi icin bazi gruplarin  icine girme cabalari, surekli dislanmalar, reddedilmeler cok carpici ve modern bir kareografi esliginde dort bolum olarak sergilendi. Hassas iliskiler, psikolojik celiskiler ve ikili uyumsuzluklarin, yogunlastirilmis bir gerilim hattinda, bu kadar iyi bir dans gosterisi olarak kareograf edilebilecegini dusunmemisim...

[TT’in notu: Silikon grubu su danscilardan olusuyordu: Ugurum Acun, Asli Gunes, Alpaslan Karaduman, Ejder Keskin, Mollye Maxner, Burge Ozturk, Kelly Parsley, Ozerk Tozkoparan. Kareografcilar: Alparslan Karaduman, Mollyne Maxner, Burge Ozturk, ve Kelly Parsley. Gurubun Amerika turu su orgutler tarafindan finance edildi: Ankaradaki ABD Buyukelciligi, Turk Devlet Opera ve Balesi, Turk Amerikan Dernekleri Asamblesi, Amerikan Turk Dernegi-DC, Eileen Fisher Stores ve "Northampton Art Council as administered by the Massachusetts Cultural Council.]


Silicon Dans Project during their Washington D.C. performance, Sept 29. Photo Ercument Kilic.

Gosterinin sasirtici ve sarsici olmasi bir cok acidan gelisti. Turk motif, muzik ve kareografi beklentileri, ilk dansta herkesi adeta bocalatti ve bir o kadar da basarili performansi heyecanla alkisladi. Ikinci saskinlik, belki ikinci bolum belki ucuncu bolum de olaki bir Turk dokusu, motifi yer alacak beklentisi, yerine tamamen "tum insanligin" ortak psikolojik catismalarini, arayisini sergileyen dort bolumluk bir performansla sonuclandi. Ancak, gerek beden dili, gerek secilen muzik, gerek her bir bolum ve gerekse tum gosteri; adeta hayatin gerilimini aratacak bir tempo ve gucteydi. Kisaca,  gosteriyi izleyen gerek Turk ve gerek Amerikali izleyiciler, Turk folklorundan ya da muziginden motifler esliginde, ya da onlarin modern bir adaptasyonuyla karsilasacaklarini beklerken, gerek muzik turu olarak gerek karegrofi olarak milliyeti olmayan ve tum insanliga ait ortak bir degerin, icinde yasadigimiz cikmazlar ve acmazlarin ve daha cok da dis dunyaya yansitmaktan ozenle kacinilan yasam dilimlerinin, cok gerilimli, hizli tempolu bir ozetinin yansimasiydi adeta...

New York’ta St. Mark’s Church’de 27 Eylul Cuma aksamki gosterilerini, "Seni Istemiyorum", "Karanlik Oda", "Oturma Odasi", "Rooms" ana basliklariyla sundular. Seni Istemiyorum’da; ikili iliskilerde en istenmeyen durumlarin ayni hizla istenebilir hale gelmesi ve tam istenme aninda iken, ayni hizla biri ya da digeri tarafindan yuzde yuz tersine donusunun kontrasti ve duygusal ve fiziksel ilgilerin ani degisimleri, yasamdakinden daha gerilimliydi. Oyleki izlerken, yasamdaki gerilimler ve yuksek kontrastlari ozleten tedavi edici yuksek dozlu bir ilac gibi geldi...

Karanlik Oda'da, uluslararasi oyuncu kategorisinde degerlendirilen Kelly Parsley’in olaganustu performansini izleyemeye dayanamadim, cunku o kadar gercekciydi ki bakmak yuregimi acitiyordu… Gozlerimi kapadim, cunku elleri, yuzu ve tum bedeni koturum durumda olan beyaz tenli, mavi gozlu annesi tarafindan dogar dogmaz terkedilen bir genc kizi canlandirdi, Kelly Parsley. Koturum genc kiz, o kadar gercekciydi ki, gozlerimi kapayarak dinledigimde ise bu kez gozlerimden yaslar geldi. Cunku, o genc kiz annesini hep cok sevmisti ve o karanlik odada annesiyle tek basina bir soylesi ve hesaplasma icindeydi… Annesi, cok guzel, fizigi cok duzgun, ayni kendisi gibi gozleri mavi ama dis gorunusunun guzelligine ragmen, ici deforme olmustu, koturum genc kizin gozunde… Cunku onu dogar dogmaz terketmis ve bir daha hic ilgilenmemisti… Oysa koturum kiz, fizigi deforme olarak dogmustu ama kalbi piril piril ici seffafti... Annesine olan sevgisini ise yasayamamis, hissedememis olmanin acisiyla kivraniyor ve mumkun olsa, annesini mutlu etmek icin yeniden geldigi yere donmenin ozlemiyle kivraniyordu… Karanlik Oda; hic kimsenin cozemeyecegi turden bir insanlik trajedisinin, insani farkli boyutlarda dusunmeye yonelten, sadece gorunuste degil, ic dunyada da karanliktan aydinliga cikmaya bir davet niteligindeydi...

Karanlik Oda’yi izlerken, ayni anda New York sokaklarinda, subwayde, Istanbul sokaklarinda sakat ve terkedilmis insanlari ve onlarin ic dunyalarini ve ailelerinin terketmis olabileceklerini dusundum ve oradaki tek bir sahne, tum insanligin trajedisine ayni zamanda bir isikti sanki… Karanlik Oda, Mollye Maxner ve Mikal Evans'nin bir oyunu.

Oturma Odasi’da ki oyuncularin anlik en gerilimli, ofkeden patlayacak yuzlerle ayni anda icten bir gulumseye, o icten gulumsemenin; adeta gulumsemenin, yasamanin, hissetmenin yasakmiscasina, sanki ayni saniye icinde yine o yuksek gerilimli elektrik hatlarina donusmesi gerekliymiscesine, insani alt ust eden bir  yorumla sergilendi… Disaridan degerlendirmeler, iki kisinin birbirini tanimasi, adeta tanimaktan, yakinlasmaktan korkmalari, iletisimdeki ilk duvarlari astiktan sonra, ayni hizla birarada, kendi dunyalarina dogru yine birbirine yabancilasmalari…

Odalar, son bolum olarak Turk ve Amerikali  tum danscilarin katilimiyla, bir kac cumle olarak Turkce’nin ve Ingilizce’nin kullanilmasiyla, iki dile - kulture referanslar da vermekle birlikte, gercek bir butunluk ve basari icinde, dort ayri odaya bolunen bir atmosferde, hem odalarin icindeki tek tek hayatlar, hem de odalarin birbiriyle iliskileri, iliskisizlikleri ve daha cok da cogunluk ve ona karsin disarida kalan, tek tek bireylerin, o gruplara inatla katilma girisimlerini yansitan ortak bir performansti…Odalarin kareografisi, Alpaslan Karaduman, Burge Ozturk ve Mollye Maxner tarafindan hazirlandi.

Her biri hayatin ustuste biriken karelerin, katmanlarinin tek bir sahneye donusturulerek, insan’a dair birikmis sorunlarin seckin bir buketi olarak beklenmedik bir kareografi, muzik, ritm ve gerilimle sunuldu… Evet, Turkiye’de modern dans yok, iddiasinda olanlarin mutlaka izlemeleri gereken sasirtici ve yuksek voltajli bir performans. Ayni zamanda hayattan daha yogun dedirtecek gucte ya da kendi yasadiklarimiza, farkinda olmak istemediklerimize altust edici bir ayna…

Sadece kareografi degil, kostumler de son derece sade ve gunluk yasamin icinden yansimalardi…  Tum danscilarda rahat gunluk pantolon, ilk bolum haric, onda da iki bayan dansci daha kadinca cizgilerde, yine de ne klasik bale ne de Turk Halk toplulugu ya da o tur kosstumlerin bir adaptasyonuyla hic ilgisi olmayan, kismen romantizme referans veren diz boyu pembe-gul kurusu kostumle sergilediler, "Seni Istemiyorum"u.

New York, St. Mark’s klisesinin ahsap parke zemini ve tum alanin tamamen acik ve tum alanin bir sahne olmasi, duvar diplerine yerlestirilen ve kilisenin uc duvarina paralel, uzunlamasina yerlestirilen oturma gruplari; mekanin derinligine perspektifi, ust-yan balkonlarin duvarlarinda yer alan rengrarenk vitray camlari da; kutsal bir ortami, farkli bir sahne duzeni ve mekanina donusturdu. Ozellikle dansi da izledikten sonra, kilise mekaninin boyle bir gosteriye sahne olmasi, hayatin her degeri bir araya getirmesindeki olaganustu olaganligina, Silicon Dance Project’in performansi da baska bir boyut katti…


The Turkish Times is a publication of Assembly of Turkish American Associations
1526 18th St, NW,Washington, D.C. 20036 - Phone: (202) 483-9090, Fax: (202) 483-9092
For letters to the Editor or content suggestions: editor@theturkishtimes.com
Subscription: subscribe@theturkishtimes.com
Advertisement: advertise@theturkishtimes.com
Opinion Culture Local Business News Archive ATAA The Turkish Times